20091231

noel kafası.

20091227

akşam haberleri.

merhaba sayın okuyucular,
hediyeciyi buldum.
renkli dosya kağıdı da aldım.
akşam haberleri için gülten hanımı dinleyebilirsiniz.

yiakşamlar.

gözlüklerini seviyorum.

evrimin bloga fotoğraf koyma alışkanlığı bağımlılığa dönüşmeden bir son vermek istiyorsan
SUSMA.

yaşasın noel.

soya fıstığı nerede?





sence?

20091226

denizde bir gıdım dalga yok. bkz. gıdı, gıdık, gıdım

kurabiye unu ile aram çok iyi.





merhaba sayın okuyucu.
günler gerçekten çok tempolu geçiyor.

20091223

bir gençkızın dramı.

merhaba bir kere görüdp bir daha hiç göremediğim ve üstüne üstlük arayıp arayıp bulamadığım hediyeci,
ilk ve son önünden geçişimde yanımda biri vardı ve içeri giremedim. oysa vitrinini donattığın o güzelim saçma hediyelik eşyalar ne kadar da güzeldi. o günden beri, nerede, hangi sokakta olduğunu hatırlamaya çalışıyorum.
ah bir bilsen, hergün ayrı yollardan dönüyorum eve belki seni bulabilirim umudu ile.
bugün yine eve dönerken, ayrı bir yola saptım. bu sefer o kadar emindim ki seni bulacağımdan, kendimi sana hazırlamış, emin adımlarla ilerliyordum yolda.
ama yok be hediyeci. yine bulamadım seni.
yine.
kalbimin tam ortasında oluşan hayalkırıklığını anlatmaya çalışsam, kelimeler kifayesiz kalır. biliyorum.
lütfen, artık çık karşıma.
yılbaşı da geliyor.
sana,
sana ihtiyacım var hediyeci.

20091222

from a great height.

Yağmur yağmasa artık.
Artık çok sinir oluyorum.böyle ıslanmak falan çok iğrenç.
Hiç eğlenceli değil.
aslında su damlası yerine noel ışığı falan düşündüm serviste eve dönerken.
Sonra yağmurun havanın kaldırma kuvveti yazısını okuyunca, aklıma çok fantastik düşünceler geldi.
Eğlendim öyle.

havanın kaldırma kuvveti.

kulağımda audioslave çalarken, kendimi acayip havalı hissediyorum.
sonra şarkı bitince, eski halime geri dönüyorum.
bu kadar.

20091221

portakal.

Hamburgercimizde bolca bulunan bu meyve, bizim evde de çokça var.
Lakin portakal büyüklüğündeki mandalinalarımızı gerçekten tatmalısınız.
Nefistirler.
Ayrıca okuldaki en sevimli arkadaşımın Ankara'ya taşınıyor olması,
kafamda portakal büyüklüğünde bir tümör oluşmasına neden oldu.
kaldım böyle.
şok oldum.
neyse.

hayat zor.

gölet.

hava soğuk.
yağmur yağıyor. sesi çok güzel.
okuldan gelirken kulağımda bu şarkıyla eşlik ettim yağmura. yağmurdan bu kadar zevk aldığımı hatırlamıyorum. yavaş yavaş, yerdeki gölcüklerden kaça kaça geldim eve. üşüdüm tabii.
özlemişim ama bunu.
fotnehire uğrayıp, dün verdiğim filmi alacaktım. unuttum.
birazdan çıkar alırım artık.
bu unutkanlığa da bir çare bulmak gerekiyor sanırım.
yağmur hala devam ediyor.
çok garip.
evin baktığı arka bahçedeki ağacın 2 gün önce bir sürü yaprağı vardı. bomboş şimdi.
zamanın geçtiğinin somut bir kanıtı olsa gerek.
günün güzel saatlerini yaşıyorum yine.
güzel.
evet.

20091218

algıda seçicilik farklı konu.

telefonumun T9 uygulaması açık mesaj yazarken, 'ipod' yazmaya çalıştım. lakin telefonum buna izin vermedi ve İSMET yazdı.
bildiğin İSMET.
bilinçaltımın algılayamadığı bu olay yüzünden, yedi saniye boyunca konuşamadım.

kings of convenience





dinleyiniz.
ve sonra da gökyüzüne bakınız.

telefonunu kapatma.

mudo'dan aldığım bu güzel bardağa karşı yoğun duygular besliyorum. bardağı gördüğümde 'bu benim olmalı' demiştim hatırlarsan.
aradığımız duvar rengi de aslında bu bardağın rengi. ama biz bunun hala daha farkında değiliz.
gün, okul bittikten sonra başlıyor.
hava çok güzel.
bu şehirde kar yağıyor olsada hava aptal bir güneşin bulunması insanı güvende hissettiriyor.
en nihayetinde, renk.


- şu an etrafımdan bulunan her cisme duygu besliyorum.-

tahta masa, fotoğraf makinası, yeşil bardak, kitap, toka.

evimizde bir balkon olmaması gerçekten büyük bir kayıp. arka bahçemiz o kadar huzurlu ki. bahçe değil aslında. bütün evlerin arka tarafı bu boşluğa bakıyor. kimse yok bu yüzden.
madonna'nın arka yüzü.

20091215

resim dersi falan.

fotoğraflar yüz tuttu.
adam geri vermeyecek sonunda.
yarın gidiyoruz bak.
sevgiler.
öptüm.

prima


ekin artık telefonunu kapatmasın
yaz.
3424 e gönder, telefonuna 'ARADIĞINIZ KİŞİYE ŞUAN ULAŞILAMIYOR' melodisi gelsin.

20091214

bebek bezi getiririm.

fakat

ekin kendi bloğunu takip ediyor.
yumuşak g.

selam ile salam arasındaki fark nedir sorusu oldukça saçma.

merhaba hayatımdaki en uzun başlık.
23 turkçe, 20 matematik, 20 fen, 20 sosyal ve 17 ingilizce olmak üzere toplam 100 soruluk süpersonik sınavıma girmelliydiniz sayın okuyucu. nasıl eğlenceli, nasıl eğlenceli anlatamam. sınavdan cıktığımda saatler 19.22 yi gösteriyordu. sınava girerken kararmıs olan hava, kararmış. kalabalığı dele dele ilerledim. göreceksin ama bendeki azimi.
meraklanma meraklanma.
sonucunda biyere ulaşmayacağım yani.
matematikten yaptığım 4 soru beni nasıl mesut etti anlatamam. anlamadığım bir sürü denklemler, efendime söyleyeyim xler yler.
ayrı bir dünya.

ilkokul 2. sınıftayken, gülce adında bir kız bana hakem ile hakim arasındaki farkı sormuştu. zorlu düşünceler sonucunda hiçbir yere varamamış olmam beni oldukça bunaltmıştı. cevabın harf olduğunu anlayınca tepki veremeyip, gülce ile aramdaki ilişkiyi gözden geçirmeye karar vermiştim.
zaten o sıralar 3 ile 7nin çarpımı ile falan uğraşıyordum.

çok güzel sandviç yaptığımı bilmiyordunuz değil mi sevgili okuyucu?
ayrıca saatler 20.47 yi gösteriyorken -şu an- annemden ' çok ciddi kar soğuğu' olduğu haberini aldım.
dolaylı anlatım.

shoot the runner.

http://fizy.com/s/16tq35

çok eğleniyoruz olm.

20091212

okulun yolu taştan.





benim olsun.
hatta bizim.

sister, do you know my name?

sadece 11 saniyelik bir şarkı yaparsak çok da fazla şey kaybetmiş olmayız diye düşünenlerdenim.
ayrıca bugün hava inanılmazdı. kulağımda -yine- pink martini dinleyerek, sokakta dolaşırken hayat ne güzel diye düşündüm. ama bu, omzuma çarpan adam dolayısıyla çok da uzun sürmedi.
lütfen yürürken çok ama çok dikkatli olalım.

sonra da ayın 12sini olduğunu farkettim. aslında böyle bir şey olmadı ama öyle yazdım. o değil de, bugün o 'hindi' neydi ya.
sana muhabbeti olduğu gibi yazmak istiyorum.

-ekin: olm. o değil de, yılbaşında n'apacağız?
-yağmur: hindi yiyeceğiz.
-ekin: indi.
-yağmur: hindi, indi. indi. indi.
-ekin: artık her şeyde indi kelimesini kullanacağım.
-yağmur: hindi. indi. indi. indi.
-ekin: artık indie müzik dinliyorum.


sessizlik.


-yağmur ve ekin: OHAHOHAHOHAHOHAHAHOHAHAHOHAHAHAHOHAHABAHOHAB

tamam. şimdi o kadar komik gelmedi ama o zaman çok komikti.
ekinle bütün mağazalara yeşil bir şey bakmak umuduyla giriyoruz.
ayrıca aradığımız parfümü hiçbir yerde bulamıyor olmamız; ben de o parfümün varlığından şüphe etmek gibi yerinde anlamsız, yerinde mantıklı düşünceler uyandırdı.

sonra da bazı şarkıların gerçekten tekrara alınarak dinlenmeye mahkum olduğu geldi aklıma. çünkü yürüdüğüm yol boyunca -yine- pink marti'nin sympathique adlı şarkını dinliyordum. bi ara bi kasvet çöktü üzerime, sonra sesin, sonuna kadar açık olmadığını farkettim. sesi sonuna kadar açmam değişikliği düşündüğümden daha iyi geldi.

sonra da düştüm. şaka şaka.
o değil de, ben geçenlerde gerçekten düştüm.
samimiyim.
mimi.

'fransızca öğrenirsem, hayat daha anlamlı olabilir' düşüncesiyle,
au revoir!

hığaaa.

yerler kayıyo artık.
çok güzel düştüm.
Bi de sen düşmüştün hatırlarsan yağmur.
kapaklanmak.
Samimiyim.
Misafirperverim de.
Cüzdanımdaki o ilginç organizma meğerse taşmış.
Ne gündü ama.

20091211

top oynadım.

Sınav olmak.
Birinden çıkıyorsun diğerine yönlendiriyorlar seni.
Sonra biliyorsan bir şeyler erken çıkıp top oynuyorsun.
Sen aradın derste şimdi.Merak ettim. panik oldum.
Sonra öğretmenimiz izin verdi çıkmama.
Meğerse önemli bir konu değilmiş.
Napalım.
eti cin reklamı izledim ben.

çiğköfte yayınları.

ekini özlemek adlı kitabımı 10 gün içerisinde tüm kitapçılarda bulabilirsiniz.
kitabım gençlerin birbirine olan gözler yaşartıcı bağlılığını anlatıyor. çiğköfte yayınlarının bastığı kitabım basit bir dille anlatılmış olup, hepinizi özleme boğacaktır

FALAN.

20091210

nasıl o?

şu ekinle adına dakikalarca güldüğümüz NABAR daki kötüye kullanım bildir butonuna basacağım bir gün.
çok fena.

n'aber, bezelyede misin?

ekinin annesinin benim hep ekinle yemek istediğim yemekleri yapıyor olması sizce de çok hoş değil mi?
peki tamam.
tavuklu bezelye de hoş fikir.

bence de.

bezelyeli tavuk yapmış annem.
gidip yiyeyim bi.
aaa Yağmur Naber?

o değil de,

bu blog iyi oldu.

karakedi değil, beyaz kaplumbağa.





sevgili kaplumbağa hızında çalışan muhterem bilgisayarım,

uzun zamandır aynı odayı paylaştığımızdan değil, seni çok seviyorum. yerin çok ayrı kalbimde. zira sabrı tetikleyecek kadar uzun bir süredir itunes'u çalıştırmayıp; müzik dinleyemeyi benim için bir eziyet haline getiriyordun. biliyorsun, hatta bir keresinde sana windows yüklemekle tehdit etmiştim o süt beyazı güzelim kasanı.
gerek milyon sayfalık ödevlerimde, gerek hayatımda yeri olan insanlarla iletişim kurmamda, gerek dünyadan haberler almama hep çok yardımın dokundu. beynine bilgiler yükleyip yükleyip durdum. sana çok belli etmedim ama bu itunes meselesi aklıma geldikçe delleniyor, kafana bir tane geçiresim geliyordu. tabiiki de yapmıyordum bunu. tek yapabildiğim büyük bir hınçla SHUT DOWN seçeneğine basmak oluyordu.
bugün ben yine okuldan gelmiş, 6 adımlık odamda güzel güzel earl grey içer iken bir anda güncellemeleri açtın. artık sıkıntıdan mı, bir şeyleri harekete geçirmek istemenden mi bilmiyorum orasını. 'mm, umm neymiş ya bu?' diyerek bakarken güncellemelere, yerini hiçbir şeyin tutamayacağı itunes'u gördüm. ilkten inanamadım. gözlerimi ovdum, gidip bir yüzümü yıkadım falan. sonra geldim baktım hala duruyor orada itunes. bayağı bildiğin kocaman İTUNES yazıyor. e tabi beni bilirsin. bir heycan, bir umut tıkladım, kabul ettim güncellemeyi. sonra işte bekle et derken bitti güncellemen. yeniden başlatayım mı bir kendimi diye sordun bana. seni mi kıracağım? e hadi başlat bakalım dedim. inanır mısın, yeniden başladığın o süre içerisinde 7 adımlık koridorumuzda trilyon kez volta atıp durdum. ah o 4 senedir hayatımda olan açılma sesini duyunca, koşa koşa geldim odama. uygulamalar kısmına girdim bi heycanla. resmen, bildiğin cd; cdnin üzerinde mavi bir nota logosu olan İTUNES bana sırıtıyor oradan.
ama nasıl mutluyum, nasıl mutluyum canım bilgisayar.
tıkladım. açıldı.

biliyordum canım bilgisayar. bu bir sınavdı ve ben sınavı geçtim. artık seni windows ile tehdit falan etmeyeceğim. o kadar iyi bakacağım ki sana.
hayalin almaz. o derece.
o halde canım bilgisayar, senin o ısırılmış elmandan bir ısırıkta ben alıyorum ve tadını çıkardığım itunes'umdan şu anda dinlediğim janis joplin- all is loneliness 'ı sana armağan ediyorum.
güzel günlere.

kendine iyi bak.



yağmur.

20091209

Breaking news.

Pasta yaptım ben.
çikolatalı hemde.
sen jazzdaydın ya, geri dönesim geldi.
Sonra dönmedim niyeyse.
Keşke dönseydim.
Dönmeliydim.
Dövmeliydim ben bi aralar.
öptüm.

detaylar? evet.

pek sevgili, kalbimde çok ayrı bir yeri olan blogumuzun saaati NORVEÇ saatine ayarlı olduğu için durmadan 'oha' gibi absürd tepkiler vermeme sebep oluyor.

15 dakika.

Aloğ, lewi's 'ın ordayım koş.
Naber?
Hoşçakal.

20091208

sandal ye.

Sayın okur diye seslenmek istediğim milyonlarca insan var.
Babam bağrıyor yine. Bağrırır hep böyle zaten.
Kapat onu, kapat onu.
Kapatıyorum işte.
Hoşçakal İlkyaz yağmur özköroğlu.

ç

hani böyle messenger da önemli bir konuşma yaparken, tam kurduğun son afilli cümlede nokta yerine yanlışlıkla 'ç' harfine basman kadar senin bir anlık içini titreten, surat ifadeni değiştiren olay var mı sayın okur?
hı?

dizi bilgim, dilbilgimle kapışır.

sıcak çikolata.
özlem kavramının ekin de bu kadar ağır basmasının sebebini bir araştırma konusu yapmaya karar verdim.
bilgisayarım bir kaplumbağa hızında çalışıyor.
teknoloji tasarım dersimin 1; diğer bütün derslerimin 5 geliyor olması sizce de çok ironik değil mi?
makina alacağız. caminin altından. okunmuş.

benim ki maki.
onun ki bozkır.
babanem geldi ve gül rengindeki koltuklarımızı çok sevdi. dizilere bakarken, bütün oyuncuların hangi dizilerde oynadığını saniyesinde söyledim ve sonra sustum. bu hazin dizi bilgi depomu 7-10 yaş arasında izlediğim dizilere borçluyum.
bugün belgesel izlerken, bir yandan mandalina yiyordum ve çok fazla kasa sahip olan adam bataklıktan kurtulmaya çalışıyordu. sonra uyumuşum. uyandığımda ağzımda mandalina, belgeseel kanalında ise biten programın yazıları akıyordu.
televizyonun insan üzerinde garip bir etkisi olduğuna inananlardanım.

ve sıcak çikolotamdan bir yudum daha.
gerçekten sıcak.

oha.

Param var param.
Paniğim şimdi ben.
Fotoğraf makinesini alacağız.
Acaba iyi bir şey mi?
Evrim bunlara kafa yorarken, dersleri iyice kötüleşmekteydi.
Coğrafyadan 50, Edebiyattan 23 almıştı.
Artık çalışmalı ve iyi notlar almalı.
Ama o bir Zenit.

öğrencinin dramı.

sanırım zaman denen olguya hiç bir zaman akıl erdimeyeceğim. hayatımdaki en çakal şey desem zaman için yeridir. hayır yani sevgiili okuyucu. okuldayım. sabah 6.30 dan öğlen 12.40 a kadar olan süre bir ömür sürer mi ya? söyle bir bana.
yok. geçmiyor. sıkıntıdan okunan kitapların sayısı tavan yaptı. her güne bir kitap okuyorum resmen.
zamana bir mektup yazacağım. umarım beni dikkate alır.
bir de sabah uyurken falan hani saati 3 dakika erteliyorsun da, o 3 dakika saatler gibi geliyor ya. o da garip mesela.
her sabah okula aynı yoldan gitmeme kararı aldım sevgili okur. hani çünkü o yolun 'okul yolu' ismi altında barınmasını da istemiyorum açıkcası.
ah zaman.
bak mesela hemen akşam olacak şimdi.
yarın yine okul.

20091207

iklim.

yağmur- fotoğraf makinasının adı maki olsun.
ekin- yok, bozkır!

kahve kokusu ve sarı ışık.


Televizyon yine açık.Kim açtı bunu? diyorum, cevap yok. Tamam, annem 13:00 ile 18:30 arası televizyon izlemez. Babam da güncel maçları sever.
Ben de açmadığıma göre, bu nasıl açıldı?

Kediler mi açtı?

Anne, biliyorum sensin.

Kahve yapmadığın için kavga ettik diye bu adil mi?
Dipnot: Televizyonumu odama taşıdığımdan beri sadece film izliyorum ve televizyon kanalı izlemek için kabloların yeri değiştiriliyor tabi. kabloların yeri değişince yeniden yapılandırılması zor.

Yapanı bulacağım co.

köpekler sadece yeşil görse.

öncelikle merhaba var olmayan okuyucu.
sık sık belgesel izliyorum.
aramızda kalsın ama belgesel izlerken işime hiç yaramayacak bir sürü bilgi ediniyorum.
eğer bir gün amazon ormanlarında ya da sahra çölünde uyanırsam, nasıl hayatta kalacağımı; bir kağıdın 7 kereden fazla katlanabileceğini falan biliyorum yani.
ayrıca bir insana '1den 10a kadar olan sayılardan bir sayı söyle.' dediğinde o insan büyük ihtimalle sana '7' diyecek.
geçenlerde ekinle dolaşırken ekinin canı yine hamburger çekti. fakat mcdonald's diye tabir edilen ve hamburgelerini nasıl yapıldığını gerçekten merak ettiğimiz yemek yeme mekanı bulunduğumuz yere bilmem kaç kilometre (gerçekten merak ettim kaç kilometre uzakta olduğunu) uzakta olduğu için gözlerimiz hamburgerci aramaya başladı.
1987den beri hamburger yapan bir yer bulduk ve içeri girip;
- merhaba, hamburgerinize güveniyor musunuz?
sorusunu yönelttik. bazen bu tür sorular işe yarayabiliyor.
ekin o yeri keşfettiğimizden bu yana her gün iki tane hamburger yemeyi kendine alışkanlık edindi.
ayrıca canınız gerçekten sıkılırsa ve yanınızda bir kişi daha varsa, birbirinize bakıp gülmemeye çalışmak sizi biraz olsun eğlendirebilir.